DİN İLİM

AMELDE İHLAS

İhlas lügatte; bir şeyi  temizleyip has kılmaktır. Dindeki anlamı ise; hayırlı ameli sadece Allâh rızasını kazanmak için yapmaktır. Yani insanlardan övgü veya başka her hangi bir dünyevi menfaat beklentisi olmadan hayırlı ameli yapmaktır. Rabbimiz el-Kehf Suresinin 110. ayetinde şöyle buyurdu:

فمن كان يرجوا لقاء ربّه فليعمل عملاً صالحًا ولا يُشرك بعبادة ربه أحدًا

“Kim Allâhın rahmetine kavuşmak isterse hayırlı  amel yapıp ve ibadetinde Allâh’tan başka kimsenin rızasını beklemesin.” Allâh başka bir ayetinde de şöyle buyurdu:

قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلَى شَاكِلَتِهِ

“Herkes niyetine göre ecrini alır veya almaz.” Peygamberimiz de bir hadisinde şöyle buyurdu:

(انما الاعمال بالنيات وانما لكل امرئ ما نوى. فمن كانت هجرته الى الله ورسوله

فهجرته الى الله ورسوله ، ومن كانت هجرته لدنيا يصيبها او امراة ينكحها

فهجرته الى ماهاجر اليه )

“Hayırlı ameller niyete bağlıdır, Herkes kendi niyetine göre ecrini alır veya almaz. Allâh için ve Peygamberimiz bildirdiği için yaparsa sevabı vardır. Her kim dünya malı yada kadın için yaparsa onun  sevabı yoktur.” Allâh her şeyi yaratandır. O kalpleri bilendir. O zahiri ve batini amellerimizi bilir ve bizi bu amellerden dolayı hesaba çekecektir. Ondan hiçbir gizlenemez. Zahiri ameller; taatlerden olan namaz kılmak anne ve babaya itaat etmek gibi amelerdir. Batini ameller ise; küfür, iman ve kalpteki niyet gibi amellerdir. Bu hadisi bazıları yerinde kullanmıyor. Bazıları Allâh’a, bir Peygambere ya da bir meleğe küfrettiği zaman, İslâm diniyle, İslâm şiarıyla alay ettiği zaman “Bunu yapma, İslâm’dan çıkaran sözdür” dediğimizde hemen “Ben İslâm’dan çıkmayı kastetmedim. Ben küfrü kastetmedim. Benim niyetim kötü değildi. Ameller niyete beğlıdır.” Derler. Bu halleri onları kurtarmaz. Bir adam Peygamberimiz’in mescidine girdi ve namaza durdu. Kıldıktan sonra Peygamberimiz’in yanına gelerek “Selam olsun sana ey Rasulullâh” dedi. Peygamberimiz buyurdu ki: “Dön namaz kıl, daha namaz kılmadın.” Bir gün yine birisi Peygamberimiz’in mescidinde otururken yanlış bir şekilde Kur’ân okudu. Peygamberimiz sahabilere buyurdu ki: “Kardeşinize Kur’ân okumayı öğretiniz.” Peygamberimiz bu kişilere “niyetiniz güzel olduğu için oldu” demedi. “Dön ve kıl” dedi, “Öğretin” dedi. Bazıları Musa Peygamber ve Hıdır Peygamber hakkında doğru olmayan bir olay anlatmaktadırlar. Hadisin esas manası “Salih ameller Allâh rızası için yapılmadıkça o amelin sevabı olmaz ve o kişinin üzerine büyük günah yazılır.” Şeklindedir. Şu ayetten de kastedilen aynıdır:

قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلَى شَاكِلَتِهِ

“Herkes niyetine göre ecrini alır veya almaz.” Efendimiz bir hadisinde şöyle buyuruyor:

إنَّ اللهَ يُحِبُّ إذا عَمِلَ أحدُكُم عَمَلا أَن يُتقِنَهُ قيلَ ومَا إتقانُهُ يا رسولَ الله؟ قالَ: يُخلِصُهُ مِنَ الرياءِ وَالبِدعَة

يُخلِصُهُ مِنَ الرياءِ وَالبِدعَة

“’Biriniz hayırlı amel işlediğinde Allâh o ameli tam kamil bir şekilde yapmanızı ister.’ Sahabiler buyurdular ki: ‘Nasıl kamil bir şekilde yerine getiririz?’ Efendimiz buyurdu ki: ‘Amelini riyadan koruyarak….’” Peygamberimiz Allâh’a ibadet ederken Allâh rızası için yapılmasını bildirdi ve kimseyi bu amelle müşterek etmemeyi ve bu ameli kötü olan bidatlardan korumamızı istedi. Zahiri amelin kalpteki olanla muvafık olması gerekir. Kalpteki niyetin de dine muvafık olması yani Peygamberimiz’in getirdiği şariate muvafık olması gerekir. Misalen Hacca gitme adı altında ticaret niyetiyle gittiyse ona haccın sevap yazılmaz. Her kim camiyi inşa ederken böbürlenmek için yaparsa ya da insanlar onu övsünler diye veya meşhur olsun, meclislerde kendi aralarında onu konuşsunlar diye yapıyorsa o kişinin sevabı yoktur. İmam Nesei ve İmam Ebu Davud ve Hafız İbni Hacer el-Askalani’nin rivayet ettiklerine göre bir gün Efendimiz’in yanına bir adam gelir ve der ki: “Ey Allâh’ın Rasulü! Biri savaşa gidiyor ve hem Allâh rızasını hem de insanlar arasında övülmeyi istiyor. Bu kişinin ne kadar ecri vardır?” Efendimiz buyurdular ki: “Onun hiçbir ecri sevabı yoktur” Adam aynı soruyu üç defa sorar. Efendimiz üç defa da aynı cevabı verir ve sonra Efendimiz şöyle buyurur: “Allâh ancak rızasının kazanılması için yapılan amele karşılık sevap verir. Allâh ancak ona has ve kendi rızasını kazanma amacı ile yapılan ameli kabul eder.” Miskine, fakire yemek yedirmede, yetime yada dul kadına yardım etmede amaç “fakirlerin babası” denilmesi ise o amelin sevabı yoktur. Hazreti Rabia El-Adeviyyeh ve İbni Sirin derdi ki:

لا خلاص إلا بالإخلاص

“İhlas olmadan kurtuluşa erişilemez.” İmam Maruf el-Kerhi de derdi ki:

يا نفس أخلصي تتخلصي.

“Ey nefis! ihlaslı ol ki kurtulasın.” Ve İmam Yakub el-Mekfuf derdi ki:

المخلص من كتم حسناته كما يكتم سيئاته

“Muhlis olan; güzel amellerini kötü amellerini örttüğü gibi örtendir.” İmam Ahmed er-Rifai de buyurdu ki:

“مَا الفَائِدَةُ مِنْ عِلْمٍ بِلا عَمَلٍ وَمَا الفَائِدَةُ مِنْ عَمَلٍ بِلاَ إِخْلَاصٍ”

“Amelsiz ilim yeterli değildir ve ihlassız amel de yeterli değildir.” Abdullâh El-Herari  de buyurdu ki: “İnsanların çoğunun nefsi riyakarlık üzerindedir. O riyadan kurtulmak insan için en zor olan şeylerdendir. Nefsin temizlenmesi için büyük bir mücadele lazımdır. Sufinin en son kurtulduğu hastalık ise riya hastalığıdır.” Onun için hem kendime hem de sizlere amellerimiz Allâh nezdinde makbul olsun diye niyette, amelde, sözde ihlaslı olmayı tavsiye ediyorum. Rabbimiz el-Bekarah Suresinin 261. ayetinde şöyle buyurdu:

﴿مَثَلُ الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَموَالَهُم فِي سَبِيلِ اللهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنبَتَتْ سَبعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍ وَاللهُ يُضَاعِفُ لِمَن يَشَاءُ وَاللهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ

“Allâh yolunda mallarını harcayanların örneği yedi başak bitiren bir dane gibidir ki her başakta yüz tane vardır Allâh istediğine kat kat verir.” Bir dirhem Allâh rızası için verilirse birden 700 kadar sevabını arttırılır ve Allâh dilerse daha da fazlasını istediğine verir. Alimler buyurdular ki: “Bu hüküm genel anlamdadır. İhlaslı olmak şartıyla; namaz kılan, oruç tutan, zekat veren, sadaka veren, kuran okuyan, iyiliği emreden ve kötülüğü nehyeden için de geçerlidir ve bu bütün ibadetlerde geçerlidir.” Rabbimiz Muhammed Suresinin 33. ayetinde de şöyle buyurdu:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ ءامَنُوا أَطِيعُوا اللهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَلا تُبْطِلُوا أَعْمَالَكُمْ

“Ey müminler! Allâh’a ve Rasulüne itaat ediniz ve amellerinizi iptal etmeyiniz.” Ayetteki ‘’iptal etmeyiniz ‘’sözünü İmam İbni Cerir et-Taberi “Riya ile iptal etmeyiniz” diye açıklamıştır. İmam Mukatil ise “Minnetle iptal etmeyiniz” diye açıklamıştır. Efendimiz riyayı küçük şirk diye adlandırmıştır. Efendimiz İmam Ahmed’in rivayet ettiğine göre hadiste şöyle buyurdu:

إِنَّ أَخوَفَ مَا أَخَافُ عَليكُمُ الشِّركُ الأَصغَرُ

قَالُوا وَمَا الشِّركُ الأَصغَرُ يَا رَسُولَ اللهِ؟

قَالَ الرِّيَاءُ

“Peygamberimiz “Sizin için en çok korktuğum şeylerden biride küçük şirktir” deyince sahabiler buyurdular ki: ‘Ey Allâh’ın Rasulü! Küçük şirk nedir?’ Efendimiz buyurdu ki: ‘Riyadır…’” Ve başka bir hadis-i şerifte Efendimiz buyurdu ki:

اتقوا الرياء فانه الشرك الاصغر

“Riyadan sakınınız çünkü o küçük şirktir…” Rivayet edilene göre:

قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ صَلَوَاتُ اللَّهِ عَلَيْهِ:

«إِذَا كَانَ يَوْمُ صَوْمِ أَحَدِكُمْ فَلْيَدْهَنْ لِحْيَتَهُ

وَلْيَمْسَحْ شَفَتَيْهِ

وَيَخْرُجْ إِلَى النَّاسِ حَتَّى كَأَنَّهُ لَيْسَ بِصَائِمٍ

وَإِذَا أَعْطَى بِيَمِينِهِ فَلْيُخْفِهِ عَنْ شِمَالِهِ،

وَإِذَا صَلَّى أَحَدُكُمْ فَلْيُسْدِلْ سِتْرَ بَابِهِ

فَإِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يُقَسِّمُ الثَّنَاءَ كَمَا يُقَسِّمُ الرِّزْقَ».

“Hazreti Îsâ dedi ki: “Biriniz oruç tutarsa o gün sakalını yağla sürsün ve dudaklarını silsin ve insanların arasına çıksın ki insanlar onun oruçlu olduğunu bilmesinler. Ve sağ eli ile sadaka verecek olursa sol eli bile haberdar olmayacak şekilde versin. Ve namaz kılacak olursanız evinizin kapısını kapatınız. Allâh  insanların medih ve  övgüsünü rızıkları dağıttığı gibi dağıtır.” Efendimiz  de bir hadis-i şerifinde buyuruyor ki:

مَنْ سَمَّعَ سَمَّعَ اللَّهُ بِهِ وَمَنْ يُرَائِي يُرَائِي اللَّهُ بِهِ

“Kim ki insanlar onu övsün diye  hayırlı amel yaparsa Allâh onu rezil eder ve kim ki riyakarlıkla hayırlı amel yaparsa Allâh meleklere onun riyakar olduğunu bildirir.” Alimler de dediler ki: “İnsanın nefsi riyaya düşkündür ve ondan kurtulmak nefse en ağır gelen şeylerdendir ve nefis ancak büyük bir savaştan sonra riyadan tamamen temizlenir.” İmam Buhari ve Müslim’in “Salih amellerle tevessül etmek” bölümünde rivayet ettiği hadiste Peygamber Efendimiz İsrailoğullarundan olan üç kişiden bahsetti. Bu üç kişi yağmurun şiddetinden bir mağaraya sığınırlar. Ancak mağaranın kapısının önüne büyük bir kaya düşer ve kapıyı tamamen kapatır. “Nasıl buradan kurtulacağız?” diye düşünürlerken “Ancak salih amellerimizle tevessül edip buradan kurtulabiliriz” derler. Birisi dedi ki: “Benim yanıma çok fakır bir kadın gelip yiyecek için bir şeyler istedi. Ben de ona yiyecekler verdim. Allâh’ım! Eğer ben bunu senin rizan için yaptıysam mağara kapısı açılsın.”İkincisi dedi ki “Benim yanımda çalışan birisi ondan sonra ücretini almadan gitmişti, o parayla bir hayvan alıp çoğaldı.  Geri dönünce ‘Bunların hepsi senindir’ dedim. Allâh’ım! Eğer ben bunu senin rizan için yaptıysam mağara kapısı açılsın.” Üçüncüsü de dedi ki: “Fakir anne ve babam vardı, çocuklarımı yedirmeden önce onlara yemek yedirirdim. Bir gün onlara yedirmek için gittiğimde uyuyorlardı. Onları rahatsız etmek istemedim ve onlar uyanıncaya kadar onları bekledim. Allâh’ım! Eğer ben bunu senin rızan için yaptıysam mağaranın kapısı tamamen açılsın.” Onların bu salih amellerinin ihlaslı olması vesilesiyle her birinin duasından sonra kapı yavaşça aralandı ve son duadan sonra kapı tamamen açıldı ve oradan çıktılar. Bu amellerini ihlasla yaptıkları için Allâh onlara yardım eyledi. Eski zamanların birinde bazı insanlar bir ağaca ibadet ediyorlardı. Bunu gören bir adam “Allâh rızası için gidip onu keseceğim” dedi ve o ağacın yanına gitti. Aniden iblis bir insan suretine bürünüp onun karşısına çıktı ve ona “Neden bu ağacı kesiyorsun?” diye sordu. Bu adam da “Allah rızası için onu keseceğim.” Deyince iblis ona dedi ki: “Eğer sen ona ibadet etmiyorsan sana ne zararı olacak ki… Onu kesmeyi bırakırsan her gün yastığının altında iki altın görürsün.” Adam da bunun üzerine o ağacı kesmekten vazgeçti ve evine döndü. Sabah uyanıp oturduğu zaman başucunda iki altın görüverdi. Ertesi gün oldu. Yine uykudan uyandığında başucunda altın bulamayınca öfkelendi ve o ağacı kesmeye gitti. İblis yine insan suretine bürünerek önüne çıktı ve ona dedi ki “Bugün onu kesemezsin.” Adam onu kesmeye yeltendiği an iblis ona saldırarak onu boğmak istedi ve ona dedi ki:”Benim kim olduğumu biliyor musun?” Adam “yok” dedi. İblis de ona “Ben iblisim. İlk geldiğinde AllÂh rızası için gelmiştin. O yüzden sana bir şey yapamadım. Bugün ise iki altın elde edemediğin için geldin, bu sebeple sana musallat olabildim.” Maşita’nın ihlaslı imanı da ibretlik bir olaydır. Peygamberimiz İsra gecesinde onun kabrinden gelen güzel kokuları koklamıştır. Olayı ise şöyledir: Maşita Firavun’un kızının saçını taramayla görevliydi fakat Müslümandı. Bir gün Firavun’un kızının saçını tararken tarağı elinden düşürdü ve “Bismillâh” diyerek yerden aldı. Firavun’un kızı ona “Senin babamdan başka İlâh’ın ve Rabbin mi var?” diye sordu. Firavun’un kızı da ona; “Evet, Rabbim ve babanın Rabbi Allâh’tır” diye cevap verdi. Firavun’un kızı babasına haber verdi. Firavun, Maşita’dan dininden dönmesini istedi. Maşita, Firavun’un bu isteğini kabul etmeyince Firavun, onu ve çocuklarını içerisine atmak için kaynar su hazırlattı. Firavun, Maşita’nın çocuklarını tek tek suya attırmaya başladı. Sıra emzikteki bebeğin suya atılmasına gelince bebek annesi Maşita’ya şöyle seslendi: “Ey Anneciğim! Sabret, Ahiret’in azabı dünya azabından daha şiddetlidir. Sen hak yoldasın,  sakın bu yoldan dönme.” MAşita Allâh rızası için sabretti ve son olarak Firavun’a dedi ki: “Senden bir isteğim var. Çocuklarımla kemiklerimizi toplayıp aynı yerde defnet.” Firavun da “İsteğini yerine getireceğim” dedi ve Maşita ile bebeğini kaynar suya attı. Maşita ve çocukları da şehit olarak vefat ettiler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir