PEYGAMBERLERE İMAN

Peygamber: Allâh’ın, kulları arasından seçtiği ve vahiyle şereflendirerek İslâm dîninin emir ve yasaklarını insanlara ulaştırmak üzere görevlendirdiği, belli sıfatlara sahip elçidir.  Peygamberler İki Kısma Ayrılırlar: Rasûl Olan Peygamber: Yeni bir şerîatla (amelî hükümlerle) gelen ve Allâh’ın razı olduğu tek hak din olan İslâm dînine davet etmekle emrolunmuş, seçilmiş ve belirli sıfatlara sahip olan kimsedir. Rasûl Olmayan Peygamber: Yeni bir şerîatla değil de kendisinden önceki rasûlun şerîatını (amelî hükümleri) tebliğ ederek Allâh’ın razı olduğu tek hak din olan İslâm dînine davet etmekle emrolunmuş, seçilmiş ve belirli sıfatlara sahip olan kimsedir. Buradan anlaşılıyor ki: Cinlerden ve meleklerden nebî yoktur. Rasûl olsun olmasın bütün nebîler İslâm dînini tebliğ etmekle vazifelidirler.  Peygamberlik, erişilebilecek bir mertebe değildir. Kadınlardan peygamber yoktur. PEYGAMBERLERİN SIFATLARI Müslüman Olmak: Bütün peygamberler Müslümandır. Aralarında yahûdî, hristiyan veya putperest olan peygamber yoktur.  Tebliğ: Rasûl olsun nebî olsun, bütün peygamberler İslâm’a davet etmekle emrolunmuşlardır.  Sıdk: Peygamberler vahiy gelmeden önce de sonra da sadıktırlar(doğru sözlü,dürüst). Asla yalan söylemezler.  Emânet: Peygamberler güvenilirdirler. Kimseye ihanet etmezler ve kimsenin malını haksız olarak yemezler. Fetânet: Peygamberler en zekî kişilerdir. Aralarında aklı zayıf, anlayışsız olan bir peygamber yoktur. Cesâret: Bütün peygamberler cesurlardır. Aralarında korkak olan yoktur. İffet: Bütün peygamberler şerefli ve iffetlidirler.  Aralarında zinaya düşen, zinaya niyet dahi eden, bir kimsenin namusuna göz diken veya namahrem olan bir kadına şehvetle bakan bir peygamber yoktur. İsmet: Bütün peygamberler, peygamberliklerinden önce de sonra da küfürden, büyük günahlardan ve kıymet düşürücü olan küçük günahlardan korunmuşlardır. Ancak peygamberler kıymet düşürücü olmayan küçük günahlara düşebilirler. Örneğin: Yûnus Peygamber’in  vahyi bekleme­den bulun­duğu bölgeden ayrılması.  Peygamberler, kıymet düşürücü olmayan kü­çük günaha düştükleri zaman, kendi ümmetleri o günahta onlara tâbi olmadan önce tenbih edilirler ve hemen tövbe ederler. Peygamberler, insanları İslâm’a davetlerinden uzaklaştıracak hallerden de korunmuşlardır. Bundan dolayı peygamberler, kurtlanma ve cüzzam gibi tiksindirici olan bir hastalığa yakalanmazlar. Uyarı: Allâhu Teâlâ peygamberlerini, onlara vahiy gelmeden önce de sonra da, onlar hakkında imkânsız olan (yalancılık, zina, hıyanet, hırsızlık, rezillik, sefihlik, peltek konuşma, dil sürçmesi, akılsızlık, korkaklık vb.) sıfatlardan korumuştur. Buraya kadar zikrettiklerimizden anlaşılıyor ki;  bazı insanların, peygamberler hakkında söyledikleri bazı şeyler, o yüce ve pak peygamberlere apaçık iftiradır.  Bunlardan bazıları şunlardır: Efendimiz Muhammede ﷺ iftira atılarak deniliyor ki: (Hâşâ) Muhammed ﷺ kadın düşkünüydü. Bir başka iftirada peygamberimiz için şunlar anlatılır: ”Peygamberimiz Vedâ Hutbesi’nde ’Benden alacağı, hakkı olan varsa gelsin alsın’ demiş. Sahâbîlerden olan Ukkâşe çıkıp ’Ben varım’ demiş. ’Bir gün siz savaşta kırbacınızı çekerken yanlışlıkla benim sırtıma değdi ve ben de hakkımı almak istiyorum’ demiş. (Güya) Peygamberimiz ﷺ o sahâbîye ’O halde git evimden kırbacı getir’ demiş. O sahâbî gitmiş, validemiz Âişe’den kırbacı istemiş ve ne yapacağını da anlatınca validemiz Âişe ağlamaya başlamış ve ’Vazgeç, O Allâh’ın rasûlüdür’ demiş. Ebû Bekir  ’Gel bana vur’ demiş. O sahâbî kabul etmemiş. Ömer Efendimiz  ’Bu Peygamber Efendimiz’dir, ona vurma, gel bana vur’ demiş. Sahâbî kabul etmemiş ve en sonunda peygamberimizin yanına gelmiş. Peygamber Efendimiz ﷺ  sırtını açmış ve ’Hakkını al’ demiş. Sahâbî de Peygamber Efendimiz’in sırtını öpmüş ve örtmüş. Sonra da ’Ben öpmek için böyle davrandım, aslında vurmayacaktım’ demiş.” Anlatılan bu kıssa doğru değildir, batıldır. Çünkü kıssanın başında peygamberimizin ﷺ bilmeden kırbacıyla onun sırtına değdiği anlatılıyor ve Ukkâşe’nin peygamberimiz üzerinde hakkı olduğu iddiâ ediliyor. Oysa yanlışlıkla değme olayı gerçek bile olsa, kişi yanlışlıkla yaptığı şeyden kul hakkına girmiş olmaz. Bunun dînimizde yeri yoktur. Bu kıssanın yalan ve iftira olduğunu İmam İbnul CevzîEl-Mevduât” adlı eserinde bildirmektedir. Peygamberler kimseye haksızlık etmezler. Bu gibi şeyler, peygamberlerin sıfatlarına aykırı ve imkânsız bir durumdur. Eyyûb Peygamber  hakkında anlatılan yanlış kıssalardan birisinde de; vücudunun kurtlandığı ve vücudundan kurtların yere düştüğü, düşen kurdu alıp tekrar vücuduna koyup ”Ey mübarek, rızkından ye” dediği iddiâ edilen kıssadır. Bu iddiâ uydurmadır; çünkü Allâh, peygamberleri bu tür tiksindirici, nefret ettirici ve uzaklaştırıcı hastalıklardan korumuştur. Dâvûd Peygamber’e ‭ ‬iftira atılarak: Dâvûd Peygamber’in   ordu komutanının eşini beğendiği ve onu elde etmek için komutanını savaşın en tehlikeli bölgesine gönderdiği iddiâ edilmektedir. Ayrıca ”Kapının  anahtar deliğinden gizlice o kadının avretine baktığı” iddiâ ediliyor.  Bunu bir peygambere atfetmek, İslâm inancıyla bağdaşmaz ve kişiyi riddeye düşürür (imandan eder). İbrâhîm Peygamber’e  iftira atarak diyorlar ki: ”İbrâhîm  küçük iken rabbini tanımıyordu; yıldıza, aya ve güneşe tapıyordu. Ayrıca babasıyla putları satıyordu.” Bu, Kur’ân-ı Kerîm’e zıttır; çünkü Kurân-ı Kerîm’deki beş Âyet-i Kerîme’de rabbimiz, İbrâhîm’in  müşriklerden olmadığını, onun Allâh’a iman eden Müslüman bir kul olduğunu bildirmiştir. Mûsâ Peygamber  hakkında iftira atılarak, kekeme olduğu ve peltek konuştuğu iddiâ ediliyor. Bu apaçık bir iftiradır; çünkü peygamberler en güzel konuşan kişilerdir. Onların asıl vazifesi insanların yanlışlarını düzeltmeye çalışmaktır. Bir başka iftirada da diyorlar ki: ”Mûsâ  namazı yanlış bir şekilde kılan kişiye suyun üzerinde yürüyebildiği için ’Git nasıl biliyorsan öyle kıl’ dedi.”  Oysa peygamberler asla namazın yanlış kılınmasını onaylamazlar. Yûsuf Peygamber’e  atılan iftirada ise deniliyor ki: ”Züleyhâ ile zinaya düşmeye niyetlenmişti; hatta elbisesini çıkarıp önüne geçmişti.”(Hâşâ).  Bunu bir peygambere atfetmek İslâm inancıyla bağdaşmaz ve kişiyi riddeye düşürür (imandan eder). Îsâ Peygamber’e  atılan iftirada da deniliyor ki: ”Îsâ Peygamber  çarmıha gerildi ve öldürüldü.’’ Halbuki, rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de, Îsâ Peygamber’in  öldürülmediğini ve onun göğe kaldırıldığını bildirmiştir. Dolayısıyla bu inanç da, Kur’ân-ı Kerîm’e aykırıdır ve kişiyi imandan eder. Rabbimiz bizlere hakkı hak olarak bilip ona tâbi olmayı ve batılı batıl olarak görüp ondan sakınmayı nasip eylesin. ÂMÎN…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir